Urfa Emek ve Demokrasi Platformu’ndan Dünya Anadil Günü açıklaması!
Urfa Emek ve Demokrasi Platformu, 21 Şubat Dünya Anadil Günü dolayısıyla yaptığı açıklamada, anadilin bir halkın kimliği, hafızası ve tarihinin temel unsuru olduğunu vurguladı. Açıklamada, anadil hakkının yalnızca kültürel değil, aynı zamanda siyasal ve tarihsel bir varoluş meselesi olduğu ifade edildi.
Urfa Emek ve Demokrasi Platformu tarafında Dünya Anadil günü ile ilgili yapılan açıklamada;
“21 Şubat Dünya Anadil Günü Kutlu Olsun!
Anadil; bir halkın hafızasıdır, kimliğidir, tarihidir. İnsan dünyayı önce anadiliyle kavrar; sevinci, öfkeyi, direnci ve umudu anadiliyle ifade eder. Bu nedenle anadil hakkı yalnızca kültürel bir talep değil, siyasal ve tarihsel bir varoluş meselesidir. Bir halkın dilini kamusal alandan dışlamak, o halkın kimliğini ve kolektif iradesini bastırmanın en sistematik yollarından biridir.
Dünya üzerinde yaklaşık 7 bin dil konuşulmakta, bunların en az 2.500’ü yok olma tehlikesiyle karşı karşıya bulunmaktadır. UNESCO 21 Şubat’ı Uluslararası Anadili Günü ilan ederek bu tehlikeye dikkat çekmiştir. Ancak dillerin yok oluşu çoğu zaman “kaçınılmaz” değil, bilinçli siyasal tercihlerin sonucudur. Tekçi ve asimilasyoncu devlet politikaları; dilleri eğitimden, kamusal hizmetlerden ve kültürel alandan dışlayarak onları sessizliğe mahkûm etmektedir.
Ulus-devlet modeli tarihsel olarak tek dil, tek kimlik ve tek kültür anlayışı üzerine inşa edilmiştir. Bu anlayış farklılıkları tanımak yerine bastırmayı esas alır. Resmi dil dışındaki diller ya yasaklanır ya da sembolik ve sınırlı alanlara hapsedilir. Oysa dil, bir güvenlik sorunu değil; temel bir insan hakkıdır. Çok dillilik bölünme değil, demokratik çoğulculuğun gereğidir.
Türkiye’de çok dilli toplumsal gerçekliğe rağmen anadilinde eğitim hakkı hâlâ anayasal güvenceye sahip değildir. Türkçe dışındaki diller ancak 5. sınıftan itibaren seçmeli ders olarak okutulabilmektedir. Bu durum, çocukların eğitim hayatlarının en kritik döneminde anadillerinden koparılması anlamına gelmektedir. Çocuğun yüksek yararı ilkesiyle bağdaşmayan bu sistem, pedagojik eşitsizlik üretmekte ve kimlik ile kamusal alan arasında zorunlu bir mesafe yaratmaktadır.
Seçmeli ders uygulaması ise gerçek bir hak değil, sınırlı ve koşullu bir düzenlemedir. En az 10 öğrenci şartı, yeterli öğretmen atanmaması, materyal eksikliği ve idari keyfiyet bu hakkı fiilen kullanılamaz hale getirmektedir. Ders seçim süreçlerinde ailelerin yeterince bilgilendirilmemesi ve öğrencilerin farklı derslere yönlendirilmesi açık bir hak ihlalidir. Ayrımcılık ve dışlanma korkusu, anadilinde eğitim talebini bastıran bir baskı mekanizmasına dönüşmüştür.
Kürt dili ve lehçeleri söz konusu olduğunda sorun daha da yakıcıdır. TRT Kurdî gibi adımlar kamuoyuna reform olarak sunulsa da anayasal güvenceye dayanmayan, kamusal eşitlik sağlamayan düzenlemeler sorunun özünü çözmemektedir. Kürtçe kültürel etkinliklerin yasaklanması, cezaevlerinde Kürtçe yayınlara el konulması, yer isimlerine yönelik idari müdahaleler ve kamusal alandaki engellemeler; dil üzerindeki baskının sürdüğünü açıkça göstermektedir. Bir dili kamusal alandan silmeye çalışmak, o dili konuşan halkı siyasal olarak etkisizleştirme çabasıdır.
Kürt meselesinin demokratik çözümünden söz ediliyorsa, bunun en temel adımlarından biri anadilinde eğitim hakkının anayasal ve yasal güvence altına alınmasıdır. Eşit yurttaşlık; tek dili dayatmak değil, farklı dillerin eşitliğini kabul etmektir. Dilsel çoğulculuk bir tehdit değil, adil ve kalıcı barışın ön koşuludur.
Türkiye Cumhuriyeti; başta Birleşmiş Milletler Çocuk Hakları Sözleşmesi olmak üzere taraf olduğu uluslararası sözleşmelerde dil ve kültür haklarına koyduğu çekinceleri kaldırmalı; eğitim alanında ayrımcılığı ortadan kaldıracak somut ve bağlayıcı düzenlemeleri hayata geçirmelidir. Anadilde eğitim hakkı pazarlık konusu yapılamaz, güvenlikçi politikaların gölgesinde ertelenemez.
Urfa Emek ve Demokrasi Platformu olarak açıkça ifade ediyoruz:
Anadilinde eğitim hakkı derhal ve koşulsuz biçimde anayasal güvence altına alınmalıdır.
Kamusal alanda çok dillilik tanınmalı, kültürel yasaklara son verilmelidir.
Dil üzerindeki idari ve fiili engellemeler kaldırılmalı; eşit yurttaşlık ilkesi somut düzenlemelerle hayata geçirilmelidir.
Dil bir lütuf değil, haktır. Hakların tanınmadığı yerde barıştan söz edilemez. Gerçek demokratikleşme; halkların kendi dilleriyle özgürce var olabildiği bir düzende mümkündür.” ifadelerine yer verildi.