İHD Urfa: Yaşanan su baskınları ve altyapı krizi yaşam hakkı ihlalidir!
İnsan Hakları Derneği (İHD) Urfa Şubesi Ekoloji ve Yaşam Hakkı Komisyonu, Şanlıurfa genelinde birçok ilçeyi olumsuz etkileyen su baskınları ve altyapı sorunlarıyla ilgili yazılı bir metin yayımladı.
Urfa Ekoloji ve Yaşam Hakkı Komisyonu;Siverek, Birecik, Haliliye, Eyyübiye, Viranşehir, Ceylanpınar, Akçakale ve Suruç başta olmak üzere kent genelinde ciddi maddi hasara ve halk sağlığı risklerine yol açan sel felaketinin ardından yapılan açıklamada, yaşanan durumun bir yaşam hakkı ihlali olduğu belirtilerek yetkililer acil sorumluluk almaya çağırdı.

YAYIMLANAN YAZILI AÇIKLAMADA ŞU İFADELERE YER VERİLDİ:
“Urfa genelinde günlerdir etkili olan yoğun yağışların ardından Siverek, Birecik, Haliliye, Eyyübiye, Viranşehir, Ceylanpınar, Akçakale ve Suruç başta olmak üzere birçok ilçede su baskınlarına, taşkınlara, ulaşımda aksamalara ve ciddi maddi hasarlara yol açmıştır. Bazı ev ve iş yerleri su altında kalmış, yollarda tehlikeli su birikintileri oluşmuş, yurttaşlar kendi imkânlarıyla yaşam alanlarını korumaya çalışmak zorunda bırakılmıştır. Viranşehir’de mahsur kalan kişilerin kurtarıldığı, Eyyübiye’ye bağlı Topdağı Mahallesi’nde tahliye çalışmalarının sürdüğü, Siverek’te ise yoğun yağış sonrası bir evin duvarının çöktüğü kamuoyuna yansımıştır. Aynı süreçte Viranşehir ve Ceylanpınar’da bazı okullarda eğitime ara verilmiştir. Birecik’te ise aşırı yağış sonrası içme suyu şebekesine bulanık ve çamurlu su karışma riski nedeniyle tesislerin tedbiren pasif duruma alındığı açıklanmıştır.
Bu tablo karşısında öncelikle açıkça ifade ediyoruz:
Yaşananları yalnızca “aşırı yağış” ile açıklamak, sorunun esas nedenlerini görünmez kılmak anlamına gelir. İklim krizinin yağış rejimleri üzerindeki etkisi ve aşırı hava olaylarının sıklığını artırdığı gerçeği inkâr edilemez. Ancak Urfa’da yağmurun afete dönüşmesinin temel sebebi yalnızca doğa değildir; yıllardır giderilmeyen altyapı eksiklikleri, yetersiz drenaj ve yağmur suyu tahliye sistemleri, dere yatakları ve taşkın riski taşıyan alanlarda sürdürülen plansız yapılaşma ve kamu makamlarının önleyici yükümlülüklerini yerine getirmemesi bu sonucun başlıca nedenleridir. Bu nedenle yaşanan hasarın tamamını iklim değişikliğine bağlamak doğru değildir; tam tersine, iklim krizinin etkilerini ağırlaştıran şey kamusal ihmal ve yanlış kentleşme politikalarıdır.
Bir kentte yağmurun sele dönüşmesi, evlerin su altında kalması, iş yerlerinin zarar görmesi, çocukların eğitime erişiminin kesintiye uğraması, yurttaşların temiz ve güvenli içme suyuna erişiminin risk altına girmesi; yalnızca teknik ya da idari bir sorun değil, aynı zamanda yaşam hakkı, sağlıklı çevrede yaşama hakkı, sağlık hakkı, barınma hakkı, eğitime erişim hakkı ve temiz suya erişim hakkı bakımından ciddi bir hak ihlali riskidir. Özellikle Birecik’te içme suyuna çamurlu su karışması yönündeki açıklama, meselenin yalnızca taşkın değil, doğrudan halk sağlığı sorunu olduğunu göstermektedir. Bu tür durumlarda kamu idaresinin yükümlülüğü, yalnızca olay sonrasında müdahale etmek değil; riskleri önceden öngörmek, gerekli koruyucu altyapıyı kurmak ve herkes için güvenli yaşam koşullarını sağlamaktır.
Tam da bu nedenle iklim adaleti kavramı bu süreçte merkezi önemdedir. İklim adaleti, iklim krizinin sonuçlarının toplumun en kırılgan kesimlerinin omzuna yıkılmaması demektir.
Yoksulların, emekçilerin, çocukların, yaşlıların, engellilerin ve afet karşısında korunmasız bırakılan tüm toplumsal kesimlerin bedel ödediği bir kent yönetimi anlayışı kabul edilemez. İklim adaleti; yalnızca çevreyi koruma çağrısı değildir. Aynı zamanda kaynakların, güvenli altyapının, temiz suyun, sağlıklı barınma koşullarının ve kamusal korumanın adil biçimde sağlanması talebidir. Bu yönüyle iklim adaleti, doğrudan insan hakları meselesidir.
Urfa’da bugün ortaya çıkan tablo, bilimsel ve ekolojik gerçekliği esas almayan kentleşme anlayışının sonuçlarını bir kez daha gözler önüne sermiştir. Dere yataklarının, taşkın alanlarının ve doğal su akış koridorlarının imara açılması; altyapının nüfus, topoğrafya ve iklim riskleri gözetilmeden sürdürülmesi; erken uyarı ve önleyici kamu yatırımlarının yetersiz bırakılması, bugünkü mağduriyetlerin yapısal zeminini oluşturmaktadır. Bu nedenle yaşananlar “kaçınılmaz” değil, önemli ölçüde öngörülebilir ve önlenebilir niteliktedir.
İHD Urfa Şubesi Ekoloji ve Yaşam Hakkı Komisyonu olarak yetkilileri şu konularda acil sorumluluk almaya çağırıyoruz:
Şanlıurfa genelinde yaşanan su baskınları ve taşkınların bütün boyutlarıyla, bağımsız ve şeffaf biçimde araştırılması;
Altyapı, drenaj ve yağmur suyu tahliye sistemlerinin bilimsel esaslara göre acilen gözden geçirilmesi ve güçlendirilmesi;
Dere yatakları, taşkın riski taşıyan alanlar ve doğal su akış güzergâhlarına ilişkin imar politikalarının yeniden değerlendirilmesi;
Temiz içme suyuna erişimin güvence altına alınması ve halk sağlığını tehdit eden tüm risklere ilişkin düzenli ve şeffaf kamuoyu bilgilendirmesi yapılması;
Afet yönetimi süreçlerinde hak temelli, ekolojik ve toplumsal eşitliği gözeten bir planlama anlayışının benimsenmesi;
Zarar gören yurttaşların maddi ve sosyal kayıplarının giderilmesine yönelik etkili destek mekanizmalarının gecikmeksizin işletilmesi gerekmektedir.
Urfa halkı her sağanakta aynı korkuyu yaşamak, evini, işyerini, sağlığını ve yaşamını kendi imkânlarıyla korumaya çalışmak zorunda değildir. Kentler rant için değil, yaşam için planlanmalıdır. Kamu makamları da sorumluluklarını hava olaylarının arkasına saklayamaz.
Bir kez daha vurguluyoruz:
Bu yaşananlar kader değildir.
Bu yaşananlar yalnızca doğanın değil, ihmallerin sonucudur.
İklim adaleti, yaşam hakkının ayrılmaz bir parçasıdır.”